Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Mağaramdan

Büyüyen yalnızlığımızdı. Hayat, çevremizden akıp giden kavgaların arasında ufak nefesler alarak sürmeye çalışıyor kendi yazgısını. Her birimiz kendi mağaralarımıza kapanmış ufak pencerelerimizden dünyada olup biteni izliyoruz. Kendi gözetleme kulelerimizden ara sıra ses veriyoruz parmaklarımızın ucundaki harflere dokunarak. Hepsi bu! Fazlası yok, çok biliyormuş gibi gevezelik yaptığıma bakmayın, bildiğim tek şey yaşamın yalnızlığım olduğu. Uyum sağlayamadığım koşturmaca dünyasında giderek daha fazla içime gömüldüğüm. Her şeyin anlamını yitirdiği tek uğraşın başarı ve kazanmak üzerine kurulduğu sanrılar dünyasına sabrediyorum sadece. Ölümü, nasıl olsa gelecek olan yok oluşumu beklerken var oluşumla oyalanıyorum işte.  Uçurtmalarımızı saldık gökyüzüne  Kuyruğuna tutunarak rüzgarın  Savrulmaktayız, öylesine.

Yağmur

hızlandı. usul usul başlamıştı halbuki. sakin, tül gibi, ince ince tozunu alıyordu İzmir'in. Umarım taşkın olmaz, kimsenin mağdur olmadığı, herkesin sadece keyif aldığı, sıcak çayını yudumlayarak pencereden dışarıyı izlediği bir yağmurlu gün olur. Güzelliklerden dahi korkar oldum son zamanlarda. Bu kadar iyi olmamam lazım derken yakalıyorum kendimi. Bu durum gerçek mi(?) diye soruyorum kendi kendime. Sonra boş ver diyorum geçer nasılsa. İyi olan her şey gibi fark ettirmeden geçer gider. Arkasından gelen dumanlı günlere küçük bir hazırlıktır bu mutlaka diyorum. Ah kulağımdaki sonsuz soruların sonsuz çengelleri. Hiç susmaz mısınız siz? Biliyorum bitmeyecek kederli günlerim kolay kolay.  Kendi çukurum da dibe dibe gömülüp kendi karanlığımın içinde yuvarlanmaya ve içimin kuytusuna kıvrılıp bir yerlerden belki buralardan sızdıra sızdıra bir yol bulur muyum umuduyla sağa sola bakına bakına dolaşıp duracağım. Neyse bazen böyle ağır geçen günler geçidinde sıkışıp kalmış olsam da yağ...

Zaman Akar İken

Günlerin ardı ardına kovalandığı zamanlarda yetiştirmeye çalıştığımız tüm işler eksik tüm kazançlarımız yarım. Yarınsız sancılar içinde yanıyoruz durmadan. Yüz yıldır hiç bir yaramız sarılmadan durmadan kanayarak ve acımızı bal eyleyerek yaşamayı öğrenmiş bir millet olarak kavrulup duruyoruz işte kendi yağımızda ya da yangınımız da. Barış isteyenlerin akıbetinin belli olduğu coğrafyalarda yaşamak bir masaldan ibaret olsa gerek. Zamanın değişmeyen zembereğinde yine aynı afyonların uyuşturduğu zihinlerde küçük umutlarımız bile kalmadı. Hem haberiniz yok mu sizin, biz yaşamak yerine yaşama taklidi yaparak idare etmeyi öğrenerek büyürüz.   Bir ömür bir şeyler olmayı bekleriz. Olmaz ama beklemek üzerine methiyeler düzeriz sonra. Avunmayı ve kendi kendimize ninniler söylemeyi o kadar iyi beceririz ki, sormayın. Sokaklarda suratlarımız asıldı iyice, düğünlerimiz, bayramlarımız tükendi. Yaslarımıza yaslanıp, ağıtlarımıza sığınıp yüreğimizi soğutmaya çalışıyoruz. Yaşamaktan utanı...

Açın Kapıları

Uzun yıllar süre giden göç hikayelerinin içinden taşan yoksulluk ve yol hikayelerinin tanıklığını yaşıyor Anadolu. Göçerlikten yerleşik hayata geçen son nesil toplumlardan birisi olduğumuzu aklımızın bir kenarında tutarak hayatın ince yollarının dönüp dönüp yeniden aynı coğrafyada düğümlenmesinin bir tesadüf olduğunu düşünemeyiz. Anadolu yolların düğüm olduğu, kimileri için çözülüp önlerinde açılıp gittiği kimileri içinse durmadan çukurlaştığı, en fazla kendi yağında kavurduğu insanların yaşadığı zengin topraklar ülkesi. Kavşaktayız yani bir ömür sıratın üstünde sallanan insanlarız. Kaybetmenin ve kazanmanın bir anlık olaylarla değişebildiği çoğunlukla yanlış anlaşmalarla dolu ömürlerin tüketildiği zamansız masalsı bir coğrafya. Gerçeklerden çok dedelerden ninelerden dinlenilen asırlar öncesine ait hikayelerin, menkıbelerin imbiğinden devşirilmiş ahlaki öğretilerle dayanmış bir toplum. Varlığıyla değil yokluğuyla paylaşan insanların yaşadığı memleket elbette kucak açar savaştan kaçan...

American Ultra ve Biz

Haftalar öncesinden başlayan bir macera. Çocuklarla tanışıyoruz. Meğerse büyümeye başlamışlar. Önceleri alışveriş merkezlerinde Monsterhigh oyuncaklarının başında çatışma yaşarken şimdi bir güzel uyutulma dönemine girmiş bulunmaktayız. Güya ben çocuklarıyla iletişimi kopmamış bir ergen tayfası annesi olarak kendimi çok akıllı zannederdim. Yok hayır onlarla baş edebilmenin mümkün olmadığını anladım. Kabul teslim oluyorum artık. Uzun bir dönemdir Kristen Stewatrt kendilerinin son idollerinden birisi. Odalarında posterleri boy gösteriyor, onun çıkan her fotoğrafı yakından takip ediliyor, fan sayfalarında inanılmaz kavgalar ediliyor ve yaklaşık bir yıldır da American Ultra filmi bekleniyormuş benim ergen tayfası tarafından. Yaşlarının gereğini yaşıyorlar bizde anlayışlı davranmaya devam ediyoruz. Bu tavırları gelişim süreçlerinin vazgeçilmez adımlarından olduğu için de mutluyuz. Sevgili ergen tayfamdan yeni dünyayı tanımaya devam ediyorum. Kristen Stewart'ı Alacakaranlık serisi filmle...

Barış-2

  Asya steplerinin atlı savaşçılarının kendi devletlerini kurma girişimlerinin en yıkıcı olduğu dönemlerde yani kabilelerin birbirine üstünlük kurup yönetici güç olma yarışlarında Cengiz Hanın başarısı günümüzdeki sosyal dokuyu oluşturan toplumların şekillenmesinde oldukça önemli bir rol oynamıştır. Bu orta çağın en güçlü ve yayılmacı imparatorluğu durmak bilmeden her bir yanı yakıp yıktı neredeyse. Aslında bu yıkım aynı zamanda güçlü bir var olma savaşının da zaferiydi. Onu ve yasaklarını kabul etmeyen her şey yok olmalıydı. Bozkırların göçebe kabileleri arasında yalnız kalmış bir adamın dünyaya yön veren hikayesiydi onun yaşamı.Hayatta en çok annesinden ve köpeklerden korkan bir adamın hikayesi. Önce Timuçin yani demirci olan adam daha sonra Cengiz yani deniz olup tüm dünyaya yayılacaktı. Bu büyük yıkım gücünün arkasında bozkırların göçebe sadık savaşçıları vardı. Onlar için yakmak, yıkmak ve yağmalamak en büyük gelir kaynaklarının başında geliyordu. Bu iş için yaratıldıkların...

Tutunmak Hayata

Güç geçiyordu bu yazımız. Dört bir yanımızdan ağıtlar yükseliyor. Her bir yanımızdan tutuşmuş yanıyoruz sanki. Ne yana dönsek göz yaşı selleri, boğuluyoruz. Bir yanda düğünler, sünnetler, kına geceleri bir yanda bir bebek banyonun zemininde bombalardan korunmaya çalışıyor. Şimdi dua ediyorum kendim ve ailem için iyiki atanamamışım diye seviniyorum. Çünkü geçen yıl atanacak olsaydım ya da bu yıl büyük ihtimalle savaşın ortasında yaşamak zorunda kalacaktım. Çünkü Tarih Öğretmenliği ilk atamalarının pek çoğu ya Suriye sınırına ya da Doğu Anadolu'ya yapılıyor. O bebeğin annesi babası yerinde bizde olabilirdik. Ben çocuklarımı bu durumda nasıl koruyacaktım acaba, eminim kafayı yerdim. İşte bu yüzden şanslı olduğumu düşünmek, ölümün kucağında yaşamadığım için sevinmek, atanamamış ve atanamayacak olmama sevinmek, ne büyük çelişki değil mi? Halbuki o sınırlarda yaşayan çocuklar da bizim çocuklarımız ve ne yazık ki onlar bombaların altında doğdular, yaşamaya mecbur kaldılar. Öğretmenleri ko...